14 Şubat 2008 Perşembe

25 Cent

Bir Türk Amerika'ya gezmeye gider. Sokakta dolaşırken tuvaleti gelir. Koştura koştura umumi bir tuvalet bulur. Kendini bir an önce içeri atmak ister fakat kapıdaki adam 25 cent ister. Bizimki sıkışa sıkışa 25 cent'i verir içeri dalar. Zart zurt sesleri ile ihtiyacını giderirken yaparken yandan da "yavaş be adam" diye bir ses gelir.. Meğer yanda da bir Türk vardır. İşini bitirip dışarı çıktıktan sonra yandakiyle karşılaşır ve lafı yapıştırır: - "Be adam 25 cent'e Mozart'ı mı dinleyeceğini sanıyordun?".

Benimki daha iyidir

İki bacaksız karşı karşıya geçmiş, kimin babası kimi döver, onu tartışıyorlarmış. Bir tanesi bağırmış: - "Bİ KERE BENİM BABAM SENİN BABANDAN DAHA İYİDİR!" Diğeri altta kalır mı, o da bağırmış: - "BENİM ANNEM DE SENİN ANNENDEN DAHA İYİDİR!" Bunu duyunca bizimkisi duraklamış: - "Hmmm... Sanırım haklısın. Çünkü benim babam da aynı şeyi söylemişti."

Dağcılar

Biri normal konuşan, diğeri kekeme olan iki arkadaş, bir dağa tırmanıyorlarmış. Tırmanış sırasında kekeme olan sürekli bir şeyler söylemeye çalışmış ama diğeri hep "yukarıda söylersin" diye geçiştirmiş. Yukarıya çıktıklarında kekeme güç bela konuşmuş: -"Mmmm... mallll... malllzzemeee... mallzzemeeleerri... aşş... aşşaaddaa... unutt... unutttukk..." Başlamışlar aşağı inmeye. Kekeme yine bir şeyler söylemeye çalışıyormuş ama diğeri bu sefer de: -"Aşağıda söylersin" diyormuş. Aşağı inmişler, kekeme yine konuşmuş: -"Aaa... abbbbii... Şşşaaa... şşşaakaa... yaappp... tımmmm..."

Biraz daha sallarsanız

12 yaşında bir çocuk bir kadına tecavüz etmekten yargılanıyormuş. Üstelik çocuğun avukatı da bayanmış. Mahkemede bayan avukat, çocuğun pipisini dışarı çıkarıp eline almış ve sallayarak: - "Hakim bey, bu çocuk bu ufacık pipisiyle bu kadına nasıl tecavüz edebilir?" Tam bu sırada çocuk avukatın kulağına eğilerek fısıldamış: - "Avukat hanım biraz daha sallarsanız davayı kaybedicez!"

Sivilceler

Neredeyse dümdüz denecek kadar küçük göğüslü bir kadın, eninde sonunda kendine bir sütyen almaya karar vermiş ve bir iç çamaşırı mağazasına girmiş. Satıcı kıza sormuş: - "50 beden sütyeniniz var mı?" Tezgahtar kız kahkahalarla gülmeye başlamış ve kadın büyük bir hayal kırıklığı içinde başka bir mağazanın yolunu tutmuş. Yine aynı şekilde aşağılanarak reddedilmiş. Kadının morali o kadar bozulmuş ki, son kez ve bütün cesaretini toplayarak bir grosmarket'in kapısından içeri girmiş ve önüne çıkan ilk görevlinin karşısında bluzunu yırtarak: - "BUNLARA İYİ BAKIN! BUNLAR İÇİN BIR ŞEYİNİZ VAR MI!" diye bağırmış. Adam bir gördüklerine bir kadına bakmış ve cevap vermiş: - "Hanımefendi, sivilceler için ürünlerimiz 4. reyonda..."

Ben de bunları unutacağım

Bir uçak Afrika'nın balta girmemiş ormanlarının üzerinden geçerken düşer. Uçak küçük bir nakliye uçağıdır ve sadece Amerikalı pilot kurtulur. Ormanda yaşayan bir zenci kabile bu pilotu bulur. İyileştirir ve pilot gel zaman git zaman bu kabilenin içinde yaşamaya alışır. Derken yıllar geçer ve kabilede çocuklar beyaz ve sarışın doğmaya başlar. Bir, iki... Kabile şefi bakmış ki bu iş böyle olmayacak pilotu karşısına alıp konuşmaya karar verir. Pilotu çağırır ve sorar: - "Nedir bu, yani sen geldikten sonra çocuklarımız beyaz doğmaya başladı?" der şef. Pilot da kendini savunmak için şöyle der: - "Sayın şefim siz burada ormanların içindesiniz bilmezsiniz, doğal seleksiyon denen birşey var yani canlılar zaman geçtikçe özelliklerini değiştirir. Mesela şu atı ele alalım; bakın at çok güzel beyaz bir at, ama yavrusu siyah olmuş?" Şef bir ata bakar, bir yavrusuna, bir de pilota ve şöyle der: - "Tamam sen onu unut, ben de bunları unutacağım."

Bunalıma giren rahip

Bunalıma giren rahip, ruh doktoruna gitti. Doktor, uzun uzun dinledi ve tedaviyi söyledi: - "Birkaç gün için, üzerinden bu elbiseleri çıkar... Alelade insanlar gibi giyin. Büyük şehre git. Keyfince yaşa.." Rahip atladı gitti Londra'ya... Güzel yemekler yedi, güzel filmler, müzikaller izledi. Sonunda bir gece bir üstsüzler barına uğradı. Masanın başına, bikinisinin sadece altını giymiş olan bir harika sarışın geldi: - "Ne içersiniz peder?" Rahip panikledi: - "Nereden anladınız?" diye sordu telaş içinde. - "Bakın" dedi garson kız. "Ben Rahibe Terasa. Benim doktorum da aynı."

11 Şubat 2008 Pazartesi

Nazik hanım

İstanbul'a gurbete giden Erzurum'lu, dönüşte karısına İstanbul'lu hanımların, akşam eve dönen kocalarını, kapıda nasıl karşıladıklarını "Hoş geldin kocacığım, üşümüşsün, yorulmuşsun!" gibi kibar, nazik laflar ettiklerini anlatmış. Belli ki o da karısının kendisini öyle karşılamasını istiyor.Akşam eve gelmiş, kar, tipi, soğuk, karısı kapıyı açmış:
-Uyiyy kocacığım, it gibi titriyirsin...

12 Mart

Spiker Mesut Mertcan radyoevinde Erzurum'un kurtuluşu ile ilgili bir ihtiyar gazi ile söyleşi yapmaktadır. Bant kaydına alınan bu proğram 12 martta yayınlanacaktır.
- "dede anlat bakalım Erzurum'u düşmandan nasıl kurtardınız?" dede anlatır,
- " milli birlik ve imanımızın gücü ile toplanıp gavurun *mına goyduk"
Spiker kaydı durdurur ve dedeyi ikaz eder, bu proğramı tüm Türkiye'nin seyredeceğini kelimelerin küfürsüz olmasını ister.
Dede celallanarak
- "ne baba yalan söyleyek günaha mı girek" der.

Mühendis eşek

Birgün amerikalının biri Türkiye'ye gezmeye gelmiş biyerde durmuş bide bakmış bizim köylüler ellerinde kazma kürek habire kazıyorlar
sormuş
-ne yapıyorsunuz siz böyle?
köylü:
-yol yapıyoruz demiş
amerikalı bakmış en önde birde eşşek var merak etmiş yine sormuş:
-peki o eşek neyapıyor öyle en önde?
köylü:
-o demiş buradaki yolları iyi bilir o önden yol gösteriyor biz peşine kazıyoruz
amerikalı gülmüş:
-pekii o eşek olmasaydı ne yapacaktınız? demiş
köylü biraz düşündükten sonra:
-o zaman amerikadan mühendis getirtirdik demiş

Bulamadık

Cennetle cehennemdekiler birgun demişlerki aramızda bir köprü yapalım arada sırada birbirımize gidip geliriz.Anlaşmışlar yarısını cennetdekiler yarısını da cehennemdekiler yapıcak.
Ertesi sabah cennetdekiler bir bakmışki köprünün yarısı tamam. Sabaha kadar bitirmişler.
Aradan aylar geçmiş ama cennet tarafında kıpırdama yok. Cehennemdekiler sormuslar;
- Ya ne oldu vazmı gectınız? Bakın biz hemen yaptık siz daha başlamadınız.
Cennettekilerin cevabı:
- Vallahi aradık taradık cenneti didik didik ettik ama bir tane muteahit bulamadık.

Mönü (+16)

Adamın biri Nam-ı Kemal'in garsonluk yaptığı lokantaya gider.
Nam-ı Kemal adamın yanına gelir ve sorar:
-Ne istersiniz?
Adam bizim Nam-ı Kemal'e şaka yapmak için der ki:
-Bana cacık macık daracık *mcık getirirmisiniz.
Bunu duyan Nam-ı Kemal'de laf mı yok? Adama soyle der:
-Bugünkü mönümüzde bunlar yok. Bugün mönümüzde dalak malak kol gibi *arrak var.

Mantıklı mı yasal mı ?

Bir öğrenci, lojistik ve organizasyon dersinin yazılı sınavından kalıyor.
Öğrenci: Siz beni cezalandırıyorsunuz. Bunu hiç anlıyor musunuz?
Profesör: Evet tabi ki.Yoksa nasıl profesör olabilirdim?
Öğrenci: İyi o zaman. Size birşey sormak istiyorum. Eğer doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu alıyorum ve gidiyorum. Fakat bununla beraber eğer cevabı bilemezseniz bana iyi not vereceksiniz.
Prof: Anlaşıldı tamam. Sor bakalım.
Öğrenci:Yasal olupta mantıklı olmayan nedir? Mantıklı olupta ama yasal olmayan nedir? Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?
Profesör iyice bir düşündükten sonra hiç bir cevap veremiyor. Ve o öğrenciye iyi not vererek onu geçiriyor. Daha sonra profesör en iyi öğrencisini çağırıyor ve ayni soruları ona soruyor. Öğrenci hemen cevap veriyor:
"Siz 63 yaşındasınız ve 35 yaşındaki bir bayanla evlisiniz. Bu yasal ama bununla beraber mantıklı değil. Karınızın 25 yaşında bir dostu var, bu gerçi mantıklı ama yasal değil. Siz, karınızın dostuna iyi bir not veriyor ve onu geçiriyorsunuz oysa ki o sınıfta kalmıştı. Bu ise ne mantıklı ne de yasal."

Kadeş savaşı

Tarih dersinde öğretmen birini tahtaya kaldırmış ve sormuş:
-Oğlum Kadeş Savaşını kim yaptı?
Çocuk hemen yanıtlamış:
-Hocam vallahi billahi ben yapmadım.
Hoca sinirinden çıldıracak. O sinirle dışarıya çıkmış, koridorda Matematik öğretmenini görmüş ve durumu Matematik öğretmenine anlatmış:
-Hoca hanım bu öğrenciler beni çıldırtacak; Kadeş Savaşını kim yaptı diye soruyorum, vallahi billahi ben yapmadım diye yanıt veriyorlar, çıldıracağım...
-Hocam üzülmeyin çocuktur bunlar hem yaparlar hem de yapmadım derler... Tarihçinin sinirleri iyice tepesine çıkmış ve soluğu Müdür Beyin odasında almış.
-Müdür Bey bu nasıl bir okul, ne öğrencisinde hayır var, ne de öğretmeninde; öğrenciye Kadeş Savaşını kim yaptı diye soruyorum, ben yapmadım diyor, öğretmene durumu anlatıyorum, bunlar çocuktur hem yaparlar hem de yapmadım derler diyor, kafayı yiyeceğim.
Müdür Bey: Siz hiç kendinizi üzmeyin Hocam, bunda merak edilecek birşey yok, şimdi Bakanlığa bir yazı yazar ve Kadeş Savaşını kimin yaptığını sorarız... Tarih Öğretmeni aldığı yanıt ile oracığa yığılıp kalmış ve Müdürden bir hafta izin almış...
Bir hafta sonra Bakanlıktan bir yazı:
Bu yıl ödenek olmadığı için Kadeş Savaşı yapılamayacaktır. Bilginize...

Tünel ihalesi

Mısır hükümeti Kızıldeniz'in altına tüp geçit yapmak için ihale açar. İhaleye İngiltere'den, Amerika'dan, Japonya'dan ve Türkiye'den de Temel'in firması olmak üzere birer firma katılır. Firmaları teker teker mülakata çağırırlar ve teknik bilgi isterler. İngiliz firması:
- Biz iki taraftan da eşzamanlı olarak tüneli kazmaya başlarız ve denizin altında tam ortada buluşuruz. Tüneller arasında maksimum 1 metre fark olur. 30 metrelik enindeki tünelde de 1 metreyi rahatlıkla düzeltiriz derler.
Amerikan firması:
- Biz de iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz maksimum 50 cm fark olur, der.
Japon firması ise:
- Biz iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz. Maksimum fark 20 cm olocak, diye belirtir.
Sıra bizim Temel'e gelir. Temel:
- Valla biz de iki taraftan kazmaya başlarız. Ortada buluştuk buluştuk, buluşamadık iki tüneliniz olur der.

Uçak yolculuğu

Bir gün bi uçakta çeşitli ülkelerden işadamları Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı ve Türk, laylaylom gidiyorlarmış.Rus her konuşmasında Rus KGB sinin çok iyi çalıştığını herşeyden haberdar olduğunu çok iyi ajanlarının olduğunu anlatarak yolculuğu iyice sıkmış.Uçak rotasını takip ederek giderken İngiltere'nin üstünden geçiyor. İngiliz şöyle bi aşağıları süzüyor ve lafa giriyor:
- Arkadaşlar,burası benim memleketim İngiltere. Bizim biramız acayip meşhurdur, şahane biralar üretiriz, içmelere doyamazsınız. İngiltere bitiyor, Fransa'nın üstünden geçerken Fransız lafa başlıyor:
- Burası da Fransa. Bizim kızlarımız meşhurdur, öpmelere kıyamazsın. Derken Almanya'ya geliyor uçak, Alman bi iç çekiyor:
- Hey gidi memleket diyor. Biz bi arabalar üretiriz, binmelere kıyamazsınız. Sonra Hollanda'nın üzerinden geçerken Hollandalı bakıyor şöyle bi aşağıya:
- Burası da Hollanda diyor. Ah o güzel evler, bizim evlerimiz meşhurdur... Uçak geçiyor Rusya'ya sonra (nasıl bi rotaysa artık) Rus bakıyor aşağıya:
- Bizim KGB miz meşhurdur. Dünyada sinek havalansa haberdardır. Sonra İran'a dönüyor uçak. İranlı bakıyor şöyle bi göz süzerek:
- Abiler burası da İran bizim de halımız meşhurdur, yumuşacıktır.. Geldik Türkiye'ye... Türk sinirli muhabbetten....mına koyim bakıyor aşağıya, düşün düşün nerden başlasam ki (o kadar çok meşhur şeyimiz var ki en orijinalini söylemeliyim diye) Sonra başlıyor anlatmaya...
- Arkadaşlar burası Türkiye. Bizim delikanlımız çok meşhurdur...Öyle ki; alır Fransız'ın kızını, içer İngiliz'in birasını, atar Almanın arabasına, götürür Hollandalının evine, yatırır İranlının halısında çatır çatır s.ker. KGB nin de bi s.kimden haberi olmaz.

Politikacılar

Bir otobüs dolusu politikacı seçim kampanyası için TEKSAS' ta dolaşıyorlarmış. Otobüs büyük bir çiftliğin yanından geçerken, otobüs şoförün dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole uçmuş. Çiftçi koşarak gelmiş, gece kurda kusa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlamış. Ertesi sabah, Şerif soruşturma için çiftliğe gelmiş. Çiftçiye sormuş: "Otobüsteki bütün politikacıları gömdün demek...Hepsi de ölüydü, eminsin değil mi?" Çiftçi cevap vermiş: "Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıları bilirsiniz. Nasıl yalan söylerler! ".

Adolf Hitler

20. yüzyılın ilk yarısında yoksul bir adam falcıya gider. Falcı kadın fanusta korkunç geleceği görür: - Eyvah! Gelecekte milyonlarca insanın ölümüne sebep olacaksın! Adam kahrolur.. "Milyonların katili olmaktansa kendimi öldürürüm, daha iyi!" deyip tren yoluna koşar. Raya kafasını dayayacak, istikbaldeki korkunç felaketin önüne geçecektir! Ama o da ne? Raya kafasını dayamış bir küçük çocuk... Tren de 100 metre ötede ve hızla geliyor.. Hemen fırlayıp çocuğu rayın üstünden çeker.. Ufaklığı yatıştırmak için başını okşarken sorar: - Adın ne senin, söyle bakalım? - Adolf efendim...

Heykel Gibi

Kadın sevgilisiyle birlikteyken kocasının eve girdiğini duyar. - Çabuk! Köşeye geç ve bir heykel gibi davran. Bu arada adamın her yerine bebek yağı sürer, üzerine de bebe pudrası serper. - Sakın kımıldama ve heykelmişsin gibi davran! ... - "Bu nedir, hayatım?" diye sorar kocası kapıdan girer girmez. - O mu? Sadece bir heykel. Smith'ler yatak odaları için bir tane almışlardı. O kadar sevdim ki bir tane de ben ısmarladım... O gece heykel hakkında konuşulmaz; hatta herkes yatana kadar. Gece saat iki gibi koca kalkar ve mutfağa gider, bir kaç dakika sonra da elinde bir sandviç ve bir bira ile geri döner. - "Al bakalım" der, "bir şeyler ye. Ben 3 gün boyunca Smith'lerde idiot gibi dikilirken kimse bana bir bardak su bile vermemişti."

Yamyamlar

Bir bilgisayar firmasında 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben: - "Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin firmanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız" der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir: - "Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız firmadaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner: - "Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?" diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir: - "Ben yedim" Bunun üzerine şef söyle cevap verir. - "Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yeyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!"

Iki Heykel

Yıllarca, iki kahraman heykeli; biri erkek, biri dişi, birbirlerine bakar durumda parkta dururlarmış, ta ki bir gün bir melek cennetten gelene kadar... - "Sizler iyi ve örnek birer heykel oldunuz, bu yüzden ben de size özel bir hediye vereceğim. Yarım saat için sizi canlandıracağım, siz de bu süre içinde ne isterseniz yapabileceksiniz!" demiş. Ve melek ellerini çırpar çırpmaz heykeller canlanmış, birbirlerine biraz utanarak yaklaşmışlar, ama sonra hızla parktaki çalılıkların arkasına koşmuşlar. Kısa bir süre sonra çalılıkların arkasından kikirdeşmeler, kahkahalar duyulmuş, çalılar sallanmış. Onbeş dakika sonra, çalılıklardan çıkmışlar, ikisinin de yüzünde geniş bir tebessüm varmış. - "Onbeş dakikaniz daha var!" demiş melek, gözlerini anlamlı anlamlı kırparak... Dişi heykelin yüzündeki tebessüm biraz daha yayılmış ve erkek heykele dönmüş: - "Harika! Ama bu sefer güvercini sen tut, ben pisliyim kafasına!"

Ahirette Futbol Maçı

Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış: - "Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim, ne dersin?" - "Boşuna oynamayalım, biz kazanırız", demiş Şeytan. - "Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde." Şeytan şeytanca gülümsemiş: - "Ama bütün hakemler de bizde."

Ateist

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamiş. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayi adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam "TANRIM!!!" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamiş. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: - "Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş. Adam utanç içinde: - "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demiş. Ses: - "Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamis. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamiş: - "Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere."

Güzel Casus

İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir:
- Hafız Esad'ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim.
Generaller sevinçle haykırırlar:
- Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim.
Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar:
- İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım...

Zenciler Beyazlaştırılır

Bir gün Smith ve John adında iki zenci New York sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: "Zenciler beyazlaştırılır. Fiyat 100 dolar." Smith'in 101 doları, John'un ise 99 doları vardır. John, Smith'e: "Sende fazla olan 1 doları bana ver birlikte girelim" der. Smith'se: "Önce ben gireyim. Eğer beyazlaşırsam sen de girersin" der ve içeri girer. Az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar Smith. John: "Smith ne kadar beyazlaşmışsın. Şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım." Smith cevap verir: "Defol burdan pis zenci!"

Sobadaki Hikmet

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."

Karne

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."

10 Şubat 2008 Pazar

Şemsiye

Bir hafta sonu bir kadin 5 yaşındaki kızı birlikte plaja giderler bir müddet sonra kızı annesinin yanına gelir ve anneciğim şu adamı görüyormusun der, anne evet gördüm,niye sordun der.

kızı anneciğim adamın önündeki nedir diye sorar annesi hiç düşünmeden kızım o adamın şemsiyesi der aradan kısa bir süre sonra kızı anneciğim adam sana baktıkça şemsiyesi büyüyor der.

Insanları Seviyorum

Yargıç:
- Altı kadın, sekiz bakire genç kız olmak üzere toplam ondört kişiye tecavüz etmekle suçlanıyorsun. Bir diyeceğin var mı?
Suçlu:
- Insanları seviyorum, sayın yargıç.

Muhtar ve Hemşire

Köye yeni tayin olan hemşireyi gözüne kestiren muhtar, çeşitli yöntemlerden sonra köyün ormanı içinde bir gezintiye ikna eder. Ormanı gören hemşire hayranlıkla "Bu ormanı bu kadar güzel nasıl koruyorsunuz, hiç zarar veren yok mu?" diye sorar. Muhtar gayet emin bir şekilde "Siz ne diyorsunuz hemşire hanım, bu orman benim korumam altında. Buradan bir yaprak koparanı *ikerim" der. Bunu duyan hemşire bir müddet sonra ağaçtan bir dal koparır ve muhtar, bunun üzerine hemşireyi oracıkta *iker. Bir müddet sonra hemşire bir dal daha koparır ve muhtar birkez daha ilgilenir. Derken üçüncü kez bir dal daha koparan hemşire, yine yakın ilgi görür. Bir müddet daha yürüdükten sonra hemşire, bir dal daha koparır. Muhtar bitkin bir halde şunu der:

-Hemşire hanım, buradan ötesi zaten orman işletmesine ait. İstediğin kadar koparabilirsin...

Terbiyeli Şoför

Bir kadın otobüsle tatile gidiyormuş. Kadın muavini yanına çağırmış.Muavin:

-"Memelerini yiyim ne istiyorsun" demiş. Kadın sinirlenmiş ve şofere gitmiş:

-"Şofer bey muavin bana terbiyesizlik yapıyor"

Şoför:

-"A.ına k.yduğumun karısına niye terbisizlik yapıyon len"

Süre

Iki sevgili, stadyuma geldiklerinde sampiyonluk maçi henüz baslamamistir. Ama sahada bir maç oynanmaktadir. Kadin sorar:
- Bu sampiyonluk maçi mi?
- Hayir. Üçüncülük dördüncülük maçi.
- Ne kadar sürüyor?
- Iki kere kirkbes dakika.
Bu söz üzerine kadin, sevgilisine manali manali bakar ve söylenir:
- Sen de gece maçlarimizda bu sürelere uy, sevgilim.

Iyi Adam Kötü Bir Huy

Çok iyi niyetli herkese yardım eden, kalbi cok temiz bir adam bir gün ölür. Yalnız adamın çok kötü ve utandığı bir huyu vardır. Eğilmiş şekilde gördüğü kisiyi dayanamayip becerir.

Ölünce de melekler düşünürler cennete mi göndersek cehenneme mi diye sonra kadı kızının bile bir kusuru vardır diyerekten cennete götürmeye karar verirler. Cennetin kapısını açacakken melegin biri cennetin anahatarini yere düşürür. Tabi adam görünce dayanamaz. Bunu apar topar cehenneme atarlar.

Aradan uzun bir zaman geçer ve bu arada cehennemden hiç ses gelmemektedir. Melekler meraklanır ve cehenneme giderler. Cehennemin buz kestiğini gören melekler derhal şeytanı çagırıp hesap sorarlar.

-Buranın alev alev yanması gerekmiyor mu bu ne hal?
cevabı yapıştırır şeytan :
-Sıkıyosa eğil de yak!!!

Deneme Atışı

Silah meraklisi bir adam, silah satilan bir dükkana girer. Inceledigi tüfekle köseye dogru nisan alir. Bunu gören tezgahtar hemen atilir:
- Lütfen yapmayiniz. Dün bir müsteri ates etti. Kursun sekreterin bacaklari arasina isabet etti.
Müsteri hayretle sorar:
- Sekreter yaralandi degil mi?
Tezgahtar:
- Hayir, ama satis müdürünün dünden beri orta parmagi yok.

Teker Teker

Temel bir gün aç kalmis. Gezerken birde bakmis gösterisili bir binada sölen veriliyor.Hemen kapiya yönelmis ama kapida sadece kel olanlar girebilir yazisi var.

Kapidaki görevli kör ve gelenlerin kel olup olmadigini eliyle kontrol ediyor. Temel hemen pantolonunu çikartip dötünü yukari kaldirarak görevlinin önüne gelmis.

Görevli kontrolünü yaptiktan sonra seslenmis

- Beyler lütfen teker teker geçelim.

Halim Yok

Plajin bol adaleli yakisiklisi, bir sabah dustan çikmis hayran hayran kendisini seyrederken bir bakmiski, tüm vücudu günes yanigi. Yalniz orasi süt beyazi Içine sinmemis. Onuda yakacak.

Dogru plaja itmis ,günes dogarken soyunmus tamamen kendini kuma gömmüs. Heryer kumun altinda Orasi disarda.. İki ihtiyar hanimefendi , sabah yürüyüsüne çikmislar erkenden Ellerinde baston Birden kumdan disari çikmis seyi gormusler Biri etrafinda dolasmis. Bastonu ile orasina burasina dokunmus. Sonrada arkadasina dönmüs..

'Dünyanin adaleti yok' demis

'Nasil Yani' demis öteki

'Nasil Olacak' demis yasli kadin Bak simdi bu nesne varya bu nesne:

10 yasimdayken merak ettim

20 yasimda tanistim.

30 yasimda hoslanmaya basladim.

40 yasimda pesine düstüm.

50 yasimda satin alir oldum.

60 yasimda bulmak için adaklar adadim

70 yasimda unuttum...

Ve bastonu ile dokunarak bir daha isaret etmis

-"Simdi 80 yasindayim, bu allahin belasi sey kumda bile yetismeye baslamis ama benim egilip dokunacak halim bile yok".

Göçmenlik

Almanya'da içlerinde bizim Temel'in de bulundugu Türkler, bir tatil günü toplandiklari yerde sohbet ederlerken konu dönüp-dolasip en çok hangi ilin muhacir (göçmen) oldugu hususuna gelir.
Bir çok kisi kendi hemserilerinin dünyada daha göçmen oldugunu vurgular.
Is ciddiye binince herkes iddiasini isbat etmek üzere söz alir. Birinci olarak konusan Artvinli, hemserilerinin Amerikanin Alaska Eyaletinde birçok safari avina katildigini söyler.
ikinci olarak söz alan Kayserili hemserilerinin Japonyada ilk pastirma satisini gerçeklestirdiklerini söyler.
Ardindan söz alan Erzurumlu Kanadanin ve Sibiryanin kayak merkezlerinde hemserilerini kayak yaptigini,ardindan konusan Diyarbakirli dünyanin büyük metropollerinde üç tekerlekli araba ile satis yapanlarin ya kendi sehirlisi ya da komsu Mardinden olduklarini söyler. Vel hasil diger iddia sahipleri de dünyanin herhangi bir degisik ucunda kendi hemserilerine rastlandigini söyleyince en son olarak Temel söz alir. Herkes Temel'e söyleyebilecek bir yer kalmadigi imasiyla müstehzi bir tavirla bakarken :
Temel :
-"Apollo'nun söförlerinden Amerikali Nail'i tanir misunuz?" diye sorar.
-"Amerikali Nail'i mi? Kimdir o?"
Temel :
-"Hani tiger iki arkatuasi ile Ay'a kiden Nail?"
-"Haaa.. suna Neil Amrstrong desene.." derler.
Temel :
-"Evet,Nail Amrsitorink."
-"Eeee...Ne olmus Amrstrong'a?"
Temel : -"iste o Ay'a ilk adumini atar atmaz pir te pakmis ki, pizum Rizelu emice çameye yardim toplayi!..."